SEV Connect - Sonbahar 2018

CONNECT SONBAHAR 89 bağırırdı; duyarsan duydun, duymazsan kaçırırsın. Böyle bir ortamın içinde yedi yıl yaşayıp dönmek istememek mümkün değil. Zaten 130’uncu yıl filminde de bunu anlatmaya çalıştım. Beş yıl önce bana “bir kısa film festivali yapacağız jüri olur musun?” diye sordular, memnuniyetle dedim. Sonra yapılabilecekler konusunda görüşlerimi söylemeye başladım. Böylece Golden Stickler Festivali’ni farklı bir şekle soktuk. Sıfırdan bir şey yarattık ve bu, çocuklarda bir merak uyandırdı. Bu sene finale kalan dokuz film vardı ve hepsi gerçekten çok iyiydi. Bu festival çocukların gelişimine nasıl bir katkı sunuyor? Bu gençlerde, bendeki gibi film çekme tutkusu veya yönetmen olma isteği olmayabilir. Ama IB’de film yapma mecburiyeti var. Niye bunu yaptırıyorlar? Çünkü bir fikri yaratmak, o fikri senaryolaştırmak yani bir sistematiğe sokmak, bir öyküyü doğru anlatmak, onu estetik bir şekilde görselleştirmek, çekmek için teknik bilgiye sahip olmak yapabileceğin en şahane PowerPoint sunum gibi bir şey. Bu çocukların profesyonel hayatı prezantasyonlarla geçecek. Onun için de kısa filmler çok iyi bir sunum tekniği aslında. Bir kere yaratıcılığı dürtükleyen bir tarafı var, bir de bir fikri şekillendirmeni sağlıyor. Ayrıca çok keyifli bir iş ve herkes izliyor. Yüzlerce reklam filmi çektik, binlerce açı kurduk, binlerce ışık yaptık, oyuncu yönettik. Yaptığım işlerin neredeyse tamamını annem gördü! Onun için ben müşterinin yanı sıra annem-babam, arkadaşlarım ne diyecek diye düşünürdüm. Ben uzun metraj film yapmadım, ama birkaç uzun metraja denk gelecek kadar reklam filmi çektim. Aşağıdaki QR kodu aracılığıyla, Mustafa Emre'nin TAC'nin kuruluşunun 130. yıl dönümü nedeniyle özel olarak çektiği filmi izleyebilirsiniz. Çocuklarla festival öncesinde bir çalışma yapıyormusunuz? İki-üç senedir ders veriyorum. Oraya gidip kamera, diyafram veya derinlik alanını öğretmenin anlamı yok; önemli olan bunun pratiği. Onun için buradan kameralar, ufak tefek ses sistemleri götürüyorum. Öncelikle bir fikir oluşturuyoruz, sonra onu şekillendiriyoruz ki, senaryo ortaya nasıl çıkar o anlaşılsın. Bunlar bana ayrılan sekiz saatin yarısını alıyor, geri kalanında da film çekmemiz gerekiyor. Yaklaşık 10 yıl önce, Yıldız Kenter’le bir reklam filmi çekmiştim. Çocukların yaşları uygun olmadığı için bu filmi bilmelerine imkân yok. Bunu sanki yeni bir senaryoymuş gibi hazırladık. Casting yapıp filmi hızlıca çektik. Sonra da benim çektiğim filmi gösterdim. Elbette o filmin çekim koşulları bambaşkaydı, ama çocuklar temelde işin ne olduğunu anladılar. Bu sene de üç dört saat vaktimiz vardı, ortaya bir fikir attım, onu senaryolaştırıp çektik. Çok basit bir film, ama birçok farklı açı ve kamera set-up’ı var. Kurguyu yetiştiremediğimiz için İstanbul’da tamamladım. Kurguyu nasıl yaptığımı anlatan, ders niteliğinde bir film çekip çocuklara gönderdim. Geçen seneden itibaren filmlerin bitmesine yakın okula gidip isteyen öğrencilere çalışmalarına ilişkin yorumlarda bulunuyorum. Mesela geçen sene sesin önemini anlatmıştım, bu seneki filmlerde sesle ilgili bir sıkıntı yoktu. Golden Stickler, mezuniyet töreniyle birlikte okulun en süslü organizasyonu. Festivali biraz daha renklendirmek için geçen sene Olcayto Ahmet Tuğsuz’u aradım. Ben de, Olcayto da ECHO’nun eski üyeleriyiz. Ahmet’le birlikte içinde bizlerin ve geleceğin ECHO’larının olduğu bir grup kuralım diye düşündük. Geçen sene bir ECHO Gold konseri verdik. Bu sene öğrencilerden oluşan bir koro da ekledik. Olcayto çok yardım ediyor, sağ olsun. Çocuklar arasından sinemaya ilgi duyanlar çıkıyormu? Oluyor tabii. Çocuklar arasından, “ben sinema yapmak istiyorum” veya “ben yönetmen olacağım” diyenler var. UmarımTarsus’a özel bir durumdur; çocukları olağanüstü akıllı ve olgun buluyorum. Bizim dönemimiz bu kadar olgun değildi gibi geliyor bana. Öğrenciler, TACmezunu bir kişinin kendilerine bir şeyler öğretmeye çalışmasını nasıl karşılıyorlar? Onlardan bana “hocam” dememelerini istiyorum, o nedenle de “abileri gelip bir şey anlatıyor” diye düşünüyorlar. Çok hoşuma gidiyor oraya gitmek. Okul lojmanında kalmayı tercih ediyorum. Sabah kalkıp Stickler’ı görüyorum. Çocuklarla ve çalışanlarla selamlaşıyorum, çok keyif alıyorum. İşlerim elverdikçe, onlar da beni davet ettikçe, ben daha çok giderimTarsus’a. Kendi döneminizle karşılaştırdığınızda, değişen dünya çocukların yaratıcılığını nasıl etkiliyor? Aramızda çok fark olduğunu düşünmüyorum. Tek fark, konsantrasyon eksikliği. Hızla tüketebilecekleri şeylere alışmışlar; bu durum onların kabahati değil, ortam öyle. Fakat yaratıcılık hiçbir zaman değişmiyor. Teknoloji çok gelişti ve ucuzladı. Ancak ucuzlamayan bir şey var ki, o da yaratıcılık. Bir fikrin yoksa istediğin teknolojiyi kullan, bir şey yapamazsın. Sağlam bir fikrin varsa onu çok kısıtlı imkânlarla bile gerçekleştirebilirsin. FOTOĞRAF: COŞKUN ÇELER

RkJQdWJsaXNoZXIy MjIxMTc=