SEV Connect - Sonbahar 2020

CONNECT SONBAHAR 67 torunlarımıza bu anıları aktarma fikri hoşuma gitti. Ağabeylerimden de anılarını yazıp bana göndermelerini istedim. Ben yazdım, kapağını ağabeyim İsmet Birsel’in ailemizi çizdiği bir resim süsledi, editörlüğünü de eşim Üner Birkan üstlendi. İşte ‘Üç Evlerin Öyküsü’ kitabı böyle ortaya çıktı.” “ANNE BEN KIZ LİSESİNE Mİ GİTSEM?” “Peki, Amerikan Kolejinde okuduğunuz yıllarda da yazmayı, edebiyatı sever miydiniz?” diye soruyorum. “Çok severdim” diye yanıtlıyor Birkan, “Kitap okumaya da bayılırdım. Okul bizim için bambaşka bir dünyanın kapısını açtı. Koleji ilk gördüğüm günü unutamam. Okula başlamadan önceki yaz annem, İsmet’le beni Ankara’ya anneannemlerin yanına gönderdi. Sene 1946. Döndükten sonra, ‘Seni Amerikan Kolejine vereceğiz’ dediler. Annem de Amerikan Kolejinden mezun olduğu için okula aşinayım, fakat giriş sınavı olduğunu duyunca biraz çekindim. ‘Kız Lisesine mi gitsem?' diye sorduğumda, annem kolejli kızların jimnastik yaptığını ve şort giydiğini söyleyerek beni ikna etti. Sonra da tuttu elimden, okula götürdü. Hiç unutmuyorum Green Theatre’ın arkasında kocaman bir çam ağacı vardı. Etrafa bakınıp çocuk aklımla manzara ne güzel diye düşünmüştüm. İşte Kolejli yıllarım böyle başladı.” İngilizce'yi Bob Allen metoduyla öğrendiğini söyleyen Birkan, bugün bile bu metodu ayrıntılarıyla hatırlıyor ve bize anlatıyor. İngilizceyi öğrenirken şarkıların da çok etkisi olduğunu belirtirken, “Şimdi bir parantez açıyorum” diyor ve anlatmaya devam ediyor: “Ben çok severdim şarkıları. Yümniye Yengem, 1947’de yılbaşı hediyesi olarak çok güzel bir defter vermişti. Ben onu song book yaptım. Öğrendiğim tüm şarkıları ona yazdım. Geçen sene telefonuma torunum Sinan ile beraber Spotify yükledik. O şarkı defterini de olduğu gibi oraya kaydettik. O kadar mutlu oldum ki… Artık çok severek dinlediğim bir listem var.” Amerikan Kolejinde 1950’li yıllarda okuyan her öğrenci gibi Sezer Birsel Birkan da öğrenci sayısının azlığı nedeniyle öğretmenleriyle daha yakın bir ilişki kurma şansına erişmiş. Hafızasında yer eden öğretmenleri ve anıları soruyorum. Biyoloji öğretmenleri Samia Hanım'ın tahtaya çizdiği solunum sistemini şu an bile gözünün önüne getirebildiğini söylüyor. “Miss Clayborne’un dediklerini unutamıyorum, çok güzel evlilik nasihatleri verirdi. ‘Don’t marry to reform a man’ demişti. Ben bunu hemen deftere yazdım. Bir diğer unutamadığım sözü de; ‘There is no subtraction and division in a mother’s heart. There is only addition and multiplication’ idi.” Derslerin dışında kendisine en çok aşılanan değerlerden birinin çöp toplamak ve düzen olduğunu söylüyor Birkan. “Ortaokula geçince Committee on Order’daydım. Öğlen teneffüsünde Güler ile beraber her sınıfın çöp sepetini kontrol ederdik” diyen Birkan, Mrs. Blake’in çöp toplama konusundaki hassasiyetini şöyle anlatıyor: “Biz bahçede yayılmış vaziyette otururuz. Mrs. Blake ofis binasından çıkar, Parsons’a doğru yürür, orda bir çöp bulur, o çöpü alır, kendisi gider ve çöpe atar. Bize gelin “1953’te İtalya gezimiz oldu. Lise 2’deyim, mezunlar, en küçük biz, birkaç öğretmen, Mr. Blake. Bir ay İtalya’yı gezdik. İnanılmayacak gibi değil mi?”

RkJQdWJsaXNoZXIy MjIxMTc=