SEV Connect - Sonbahar 2019

CONNECT SONBAHAR 7 sonra, resim bölümüne yoğunlaştım. Resim tekniğimi alternatif alanlarda nasıl değerlendirebilirim diye merak ederek ilk adımı attım. Yağlı boya tekniğimi deriye aktarmak birinci hedefimdi. Bu, 11 yıllık kariyerimin yedi senesini aldı. Aradan geçen zaman, dövme sanatıyla derin bir bağ kurmama yardımcı oldu. Düşünsenize; yapılan işi takdir eden taşıyıcı, adeta eserinize can vermek için sizi seçiyor. Bu, duvara resim asmaktan çok daha kişisel bir bağ. Bugüne gelene kadar bu alanda neler yaptınız? 2008 ila 2012 yılları arasını, çıraklık yaptığım stüdyoda okulla eş zamanlı dövme yaparak geçirdim. Bu süreçte resim bölümü tekniğimi şekillendirirken; stüdyodaki çalışmalarım evrimleşiyordu. Burada iki büyük dönüm noktası var: İlk olarak, 2012’de Türkiye’ye taşınma kararı aldım. Kendi stüdyomu İzmir Alsancak’ta açtım. Üniversite hayatım küçük bir öğrenci kentinde geçmişti ve İstanbul sevdiğim düzeni bana vermeyecekti. İkinci dönüm noktası da hızla gelişen dövme ekipmanları teknolojisiydi. Yeni makinalar ve boyalarla, deriye fotorealistik dövmeler yapılabiliyordu artık. Kendi stüdyomun konseptini oluşturmam, sadece zaman ve network alacaktı. İlk stüdyomun, California’da deneyimlediğim şekilde düzayak olması, İzmir’de yeni bir kitle yaratmak için gerekliydi. 2015’e kadar işlerimi bu şekilde yürüttükten sonra, sadece randevuyla çalışabileceğim bir düzene geçtim. Bu şekilde artık sadece araştıran dövme taşıyıcılarına hizmet verebilecektim. Bu düzen, kendime de zaman ayırabileceğim büyük özgürlükler verdi. Düzayak bir stüdyonun kapısı belli saatlerde hep açık olmalı, ama artık istediğim saatlerde, istediğim kadar çalışabilirdim. Fakat sadece randevu sistemi uzun vadede gelişmemi yavaşlatacak, hatta belki de engelleyecekti. Ekip olmanın en güzel yanlarından biri ilham alabileceğiniz, fikir alışverişi yapabileceğiniz, gelişmenizi sağlayan sanatçılarla beraber olmak. O yüzden 2016’dan beri California’yı iş için ziyaret ediyorum. Her sene en az bir ay başka dinamiklere dâhil oluyorum. Önemli lokasyonlarda, uzun geçmişi olan stüdyolarda konuk sanatçı olarak çalışıyorum. California bu piyasanın başkentlerinden biri diyebiliriz. Çalışmalarınızdan kısaca bahsedermisiniz? Yurt dışı gezilerim dövme sektöründe güncel kalmamı sağlıyor. Randevu sisteminde kişiye özel çizimler yapılıyor, seanslardan önce çizim için görüşmeler oluyor. Yani bir kişi için harcanan zaman aslında düzayak bir dövme stüdyosundan daha çok. Bu sistemde, geriye kalan zamanda yağlı boya çalışmalarım normal hızından daha yavaş ilerliyor. Bilen bilir, yağlı boya zaten kuruması yavaş olan bir boya. Bir yandan da mural çalışmalarım var, daha çok iç mekân duvar resimleri yapıyorum. Bu dört dal, bir yılı kendi içinde değişik bir dengeyle tamamlamamı sağlıyor. Bir sanat tekniği olarak “ dövme ” ile “ dövmecilik ” arasında nasıl bir fark var? Dövme sanatı, 5 bin yıllık tarihi olan bir pratik. Bunun yapılma amaçları, farklı kültürlerde, farklı sebeplerle ortaya çıkarak günümüze gelmiş. Son nokta olarak üç ana çeşit geleneksel dövme stili var. Bu geleneksel akımlar, kendilerine has çizgileri, karakter yorumları olan dövme biçimleri. Yani söz konusu tarzları çalışıp bu sınırlar içinde kalmak isteyenler, orijinal dövme yapıyorlar. Günümüzde, bu tarzların dışında kendi tasarımlarını deriye sorunsuz aktaran sanatçılar, yeni akımlara öncü oluyorlar. Dövme sanatı bence burada kendini açığa çıkarıyor. Yani, sanatçı kendi yorumunu katmayı seçtiğinde… Canlı bir tuval üzerinde sanat yapmak neler hissettiriyor? Benim sanatım, sürreal anlatım biçimine hizmet ediyor. Tuval, duvar ya da deride, bu akımla eserleri oluşturuyorum. Bu şekilde sembollerle soyut kavramları yorumlayabiliyorum. En güzel yanı da, ortaya çıkan eserler göreceli oluyor. Canlı bir tuvalde çalışmanın hazzı, bir tuval satmaktan ya da maddi bir kazançtan çok daha farklı. Sanatınız için sizi seçen taşıyıcılar var. Onlar her ne kadar dışarıda “benim dövmem” diye anlatmaya başlasalar bile, sonunda mevzu “kim yaptı” sorusuna geliyor. İnsanlar size kendilerini emanet ediyorlar ve ömür boyu hatırlanacak kalıcı bir değişiklik için sizin sanatınızı istiyorlar. Bu çok özel bir şey... Fikriniz ayaklanarak sizden çıkıyor ve belki de hiçbir zaman gitmeyeceğiniz yerlere gidiyor. İyi bir deneyim yaşayan taşıyıcının yüzündeki gülümsemenin değeri, hiçbir şeyle ölçülemez. Sanatıma inananlar olmadan bugünlere gelemezdim, minnettarım… Yurt dışı ve yurt içindeki planlarınız neler? Önceliğim senede bir yaptığımAmerika turunu ikiye çıkarmak. 2016’dan beri üzerine çalıştığım bir network’üm var, bunu geliştirmek istiyorum. 2020’den itibaren, Portekiz ve Hollanda’dan başlayarak Avrupa bağlantılarımı değerlendireceğim. Bunun yanı sıra Doğu’ya gitmek istiyorum, fakat turistik olarak, ilham alıp kültür şoku yaşamak için. Sanatçı için her gün, mesai günüdür. Her an etrafımızı saran her şey, bir ilham kaynağıdır. Algılar açık olduktan sonra bize düşen gezmek, görmek, sürekli düşünmektir. “İnsanlar size kendilerini emanet ediyorlar ve ömür boyu hatırlanacak kalıcı bir değişiklik için sizin sanatınızı istiyorlar. Bu çok özel bir şey...” Arda Özgüç’ün yürüttüğü çalışmaları @ardaozgucart kullanıcı adıyla Instagram’dan takip edebilirsiniz.

RkJQdWJsaXNoZXIy MjIxMTc=